Kutsal Emanetler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kutsal Emanetler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mayıs 2008 Pazar

Hazreti Peygamber’in (sas) kabir toprağı

Birinci Dünya Savaşı’nda Medine’nin teslimi söz konusu olunca şanlı Medine Müdafii Fahreddin Paşa, Mescid-i Nebevi’de bulunan bir kısım emanetler ile, yüzyıllar boyunca hükümdarlar tarafından buraya vakfedilen ve Resûlullah’ın (sas) komşuluğunu yapan kıymetli eşyaları zayi olmaması için trene yükledi ve İstanbul’a gönderdi. İhtiyat mülazımlarından İdris Sabih Bey’in Medine Müdafaası sırasında Hazreti Peygamberimiz’e (sas) hitaben yazıp, Fahreddin Paşa’ya ithaf ettiği şiir, o günlerde yaşanan duygular kadar Emanât-ı Mübâreke’yi muhafaza edenlerin gönül dünyasını yansıtması bakımından da kayda değer özellikler taşımaktadır:

Dünya ve âhiret EFENDİMİZ’sin
Bir ulü’l emr idin emrine girdik;
Ezelden bey’atli hakanımızsın.
Az idik, sâyende murada erdik,
Dünya ve âhi
ret sultanımızsın.

Unuttuk İlhan’ı, Kara Oğuz’u;
İşledik seni gözbebeğimize,
Bağışla ey şefî’
kusurumuzu
Bin küsûr senelik emeğimize.

Suçumuz çoksa da sun’umuz yoktur,
Şımardık müjde-i sahabetinle.
Gönlümüz ganîdir, gözümüz toktur,
Doyarız bir lokma şefaatinle.





Nedense kimseler dinlemez, eyvâh!
O kadar sâf olan dileğimizi
Bir ümmî ise
n de Yâ Resûlallah,
Ancak se
n okursun yüreğimizi.

Suları tükendi gülâbdanların,
Dinmedi gözüm
üz yaşı, merhamet.
Külleri soğudu buhurdanların,
Aşkınla bağrını yakmada millet.

Gelmemiş T
ürkçe’de
Lebid, Hassân’ın,
Yok bizde ne Bürde, ne Muallaka.
Yolunda baş veren Âl-i Osman’ın,
Lâl ile yazdığı tarihten başka.

Ne kanlar akıttık hep senin için,
O ulu Kitâb’ın hakkıçün aziz...
Gücümüz erişsin ve erişmesin,

Uğrunda her zaman döğüşeceğiz.

Yapamaz Ertuğrul evlâdı sensiz,
Can verir, cânânı veremez Türkler.
Ebedi hadim’ül haremeyniniz,
Ölsek de Ravza’nı rûhumuz bekler.

Hz. Fatıma’nın (r. anhâ) hırkası


Yeşil atlas üzerine sarı sırma ile kelime-i tevhid ve çehar yâr-ı güzînin isimleri işli bohça içinde muhafaza edilen hırka, deve tüyü renginde yünlü kumaştan ve geniş kolludur. Model olarak bol ve düz bir feraceyi andırmaktadır. Birçok yerleri erimiş, harap haldeki hırkanın içinin bazı kısımlarında mavi astar, göğüs kısmında ise örme düğmeler vardır. “Kırım Hanı sülalesinden Fatıma Sultan’ın terekesinden zuhur edip Hazine-i Hümâyûn’a gelen eşya” ile birlikte Topkapı Sarayı’na gelmiştir.



Hz. Yusuf’un (as) amâmesi/sarığı


Peygamber Efendimiz’den ve ashabdan yadigâr olan Süyûf-ı Mübareke, Mukaddes Emânetler içinde önemli bir grubu teşkil eder. Tabanları çelik olan kılıçların üzerlerine daha sonraki dönemlerde kıymetli madenler ve taşlarla işlemeler yapılmış, her bir yanı zamanla birer sanat şaheseri haline getirilmiştir. Osmanlı padişahları tahta geçtikten sonra Eyüp Sultan Türbesi’nde merasimle bu kılıçlardan birini kuşanırlardı. Kılıç alayı, Batılı yazarlarca kralların taç giyme törenlerine benzetilmiştir.







26 Nisan 2008 Cumartesi

Hücre-i Saadet’e takdim edilen buğday


Medine’nin eski âdetlerinden biri de borcu olanların Hazreti Muhammed’in (sas) kabrinin bulunduğu Hücre-i Saadet’e buğday takdim ederek O’nun (sas) ruhaniyetinden yardım istemeleri idi. Borçlular, her yıl zilkade ayının 17. gecesi, borçları miktarınca buğdayı beyaz bir kese içerisine koyarak Ravza-i Mutahhara’ya getirir, Hücre-i Saadet’e takdim edilmesi için görevlilere verirdi. Biriken buğdayları Harem-i Şerif ağaları alıp ekmek yapar ve bazı kimselere hediye ederlerdi. O gün şehirde bayram havası eserdi


Gasl-i Nebevî Suyu


Peygamber’imizin (sas) gasil suyunun muhafaza edildiği yeşil şişe zamanın tahribatına dayanamamış, günümüze ancak kırık parçası ulaşmıştır.




25 Nisan 2008 Cuma

Aziz Mahmud Hüdai Hz.’nin Ayakkabısı


Aziz Mahmud Hüdai Hz. sekiz Osmanlı Padişahına hocalık yapmıştır. Bunlardan biri de 1.Ahmet Han’dır. Sultan hocası Aziz Mahmud Hüdai’ye o kadar düşkündür ki, Sultan Ahmet Camii’nin temelinde ilk kazmayı O’na vurdurmuş, hatta Hocasının ayakkabılarından birini muhafaza ettirerek Mukaddes Emanetler Dairesinde saklanmasını sağlamıştır

Hırka-i Saadet

Resimde: Hırka-i Saadet in içerisinde korunduğu iç mahfaza ve bohçalar)
124 cm boyunda, siyah yünlü kumaştan hırkanın içi daha kaba şekilde dokunmuş krem renk yünlü kumaşla kaplanmıştır. Yer yer yıpranmış durumdadır. Resulullah (sas) tarafından Züheyr oğlu Kab a verilen hırkadır.
Hırka-i Saadet Dairesi, adını Peygamber Efendimiz in (sas) şair Kab bin Züheyre huzur-ı saadetlerinde Müslüman olduğunda hediye ettiği hırkadan alıyor. Arapların meşhur şairlerinden olan Kab, İslamiyet aleyhindeki şiirlerinden ve sözlerinden dolayı Peygaberimiz in (sas) nerede görülürse öldürülmesi emrine muhatap oldu. Daha önce Müslüman olan kardeşinin ikazı üzerine, hakkındaki ölüm emrine aldırmadan Medine ye geldi, Mescid-i Nebevi ye girdi. Peygamber Efendimiz e Müslüman olan bir kimsenin geçmiş hatalarının bağışlanıp bağışlanmayacağını sordu. Müspet cevap alınca Bu, Kab olsa da mı? diye ilave etti. Allah Resûlü bu soruya da olumlu cevap verdi. Kab (ra) kimliğini açıklayıp Kaside-i Bürde ismiyle tarihe geçen eserini okumaya başladı.Muhammed Aleyhisselâm kınından çıkmış bir kılıçtır / Cihan onun nurundan feyz alır mısraına gelince Efendimiz (sas) sırtındaki hırkasını çıkardı, şairin sırtına bıraktı. Kab, Hazreti Peygamber in (sas) gül kokusunu taşıyan bu hırkayı ömrü boyunca muhafaza etti, çok yüksek fiyat teklif edilmesine rağmen bir ipliğini feda etmedi. Muaviye tarafından varislerinden alınıp halifelere geçen hırka, Yavuz la birlikte İstanbul a geldi.
Hırka-i Saadet sırma işlemeli yeşil atlastan bohçalara sarılıp altın bir çekmeceye konulur. Bu çekmece de aynı şekilde bohçalara sarılıp büyük altın bir sandığa yerleştirilir





Hazreti Fatıma nın (ra) Sandığı

İngilizler, emanetler konusunu Lozan da masaya getirmek istediler. Filizlenmekte olan yeni Türk devleti böyle bir konuyu hiçbir şekilde tartışmaya açmadı. Mukaddes Emanetlerin, milletimize tevdi edilmiş bir vedia olarak muhafazasına devam edildi. 1960 lı yıllarda bir kısmı Topkapı Sarayı Müzesi ne bağlı olarak ziyaretçilere açıldı. Birçoğu ise eskiden olduğu gibi kıymetli muhafazaları içinde kamuoyundan gizli kaldı. Mukaddes Emanetler ilk kez bir kitap ile günyüzüne çıkıyor. Topkapı Sarayı müdür yardımcılarından Hilmi Aydın tarafından yazılan ve Işık Yayınları nca basılan Hırka-i Saadet Dairesi ve Mukaddes Emanetler isimli kitap Mukaddes Emanetleri arkalarındaki Asr-ı Saadet e kadar ulaşan hikayeleriyle birlikte anlatıyor. Hazırlanışında araştırmacı Ahmet Doğru nun da önemli katkısı olduğu belirtilen eserde emanetlerin birçoğunun ilk kez çekilmiş fotoğraları da yer alıyor.



Altın Hırka-i Saadet sandığı

Yavuz, Mısır dan Hırka-i Saadet le bir kısım emanetleri beraberinde getirmişti. Mekke ye, Medine ye, ve geçmiş peygamberlere ait hatıralarda sonradan eklenmiştir. 20. asra gelindiğinde Topkapı Sarayı nda değer biçilemeyecek bir hazine meydana geldi.

Gecenin bir vakti Babüssaade nin büyük demir tokmakları vurulur. Burası Osmanlı nın idare merkezi Topkapı Sarayı nın orta kapısıdır ve bu kapıdan içeride padişahla yakın adamları yaşamaktadır. Kapıağası Hasan Ağa, nöbet yerinden kalkar, Babüssaade nin demir kanatlarını aralar. Kalabalık halde gelenler Arap elbiseli, Arap sîmâlı nûranî şahıslardır. Silah kuşanmışlar, ellerine bayrak almışlardır. Kapının yanında da dört nûranî kimse durmaktadır. Bunların ellerinde de birer sancak vardır. Kapıyı vuran şahsın elinde ise padişahın ak sancağı bulunmaktadır. Rüyasında Hasan Ağa ya der ki: Bu gördüğün Resul ün (sas) ashabıdır. Bizi Resul (sas) gönderip selam etti ve buyurdu ki Kalkıp gelsin! Haremeyn hizmeti ona verildi. Bu gördüğün dört kimseden bu Ebu Bekr-i Sıddîk, bu Ömerül-Faruk, bu Osman-ı Zinnureyn dir. Seninle konuşan ben ise Ali bin Ebu Talib im. Var Selim Han a selam söyle.

Birkaç saat sonra yanına geldiklerinde Hasan Ağa yı gördüğü rüyanın ağırlığından şaşkın halde bulurlar. Önce hastalandığını sanırlar. Terden sırıksıklam olmuş elbiselerini değiştirirler. Bu durumun gördüğü rüyanın ağırlığından olduğunu anladıklarında bunu bir iş için oraya gelen padişahın nedimi Hasan Can a da anlatmasını isterler.

Hırkay-ı Saadet Çekmecesi

Peygamber Efendimiz’in Hırkası konulsun diye tarih içinde birçok Hırkayı Saadet çekmecesi yaptırılmıştır. Bunlardan en güzeli, Kanuni Sultan Süleyman’ın torunu, 2.Selim’İn oğlu 3.Murat Han’ın yaptırdığı çekmecedir. Kutu som altından olup, üzeri yakut ve zümrütlerle bezelidir. Bugün piyasada görülen Mukaddes Emanetler adlı kitabın dış kutusu da bu kutu taklit edilerek yapımıştır. Bu kutunun dizay şeklinden çok etkilenen Avusturya Kitap ve Matbaa heyeti 2005 yılında kitabı 2.liğe seçmiştir.



Peygamber Efendimiz’’in Su İçtiği Tas

2004 yılında Zaman Gazetesinden bir muhabir, bu tasın dudak değen kısmındaki yazıyı okuyunca o güne kadar sadece gümüş tas olarak envantere geçen tasın aslında Peygamber Efendimiz’in su içtiği tas olduğu anlaşıldı. Bu ince yazıya göre Sehl adındaki 15 yaşlarında bir genç bu tahta tasla Efendimiz’e su getirmiş, Peygamberimiz içtikten sonra saklamış, yıllar sonra Ömer bin Abdülaziz Hz.ne hediye etmiş, O’ndan da Emir Sibay’a intikal etmiştir. Bu dönemde dışı gümüşle kaplanmış ve hatırası üzerine yazılmıştır.







Hz.İbrahim’in Tenceresi
Topkapı Sarayında muhafaza edilen emanetlerden biri de Hz.İbrahim’in tenceresidir. Kumlu Granitten oyulma olan bu taş tas, hala Fatih Sultan Mehmet Han’ın yaptırdığı kutu içinde muhafaza edilmektedir. Aynı taş cinsinden oyulan bu tür taş tasların, günümüzde Yemen’de hala kullanılıyor olması, Hz.İbrahim’in izini oralarda sürmek bakımından hayli ilginçtir.