islam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
islam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ağustos 2008 Cumartesi

Beraat kandili


Şaban ayının ondördüncü gününü onbeşinci gününe bağlayan gece.

Bu gece, değişik adlarla da anılmaktadır:

Bu geceye, bereketli ve feyizli bir gece olması sebebiyle 'Mübârek'; kulların günahlarının affolunması ve temize çıkmaları sebebiyle 'Beraet'; kulların ihsana kavuşmaları nedeniyle 'Rahmet', geceyi iyi değerlendiren kulların seçilerek salih kullar arasına alınması sebebiyle 'Berae veya Sakk' adı da verilir.

Bu gecenin beş özelliği vardır:

1) Bu gecede önemli işlerin seçimi ve ayırımı yapılır.

2) Bu geceyi ibadetle geçirenlere yardımcı olması amacıyla Allah tarafından melekler gönderilir.

3) Bu gece bağışlanma ve af gecesidir.

4) Bu gecede yapılan ibadetlerin fazileti çok büyüktür.

5) Bu gecede Peygamberimize şefaat yetkisinin tamamı verilmiştir. Bu yetkinin üçte biri Şaban'ın onüçüncü günü, üçte biri Şaban'ın ondördüncü günü, geri kalan üçte biri de Şaban'ın onbeşinci günü verilmiştir.

Anne ve babasını incitenler, büyücüler, başkalarına kin besleyenler içki düşkünleri bu gecenin faziletinden yararlanamazlar.

Bu konuyla ilgili olarak şu hadisler rivayet edilmektedir:

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bu geceyi Hz. Âişe validemize tanıtırken şöyle buyurmuştur:

"Bu gece Şaban'ın onbeşinci gecesidir. Allah Teâlâ bu gecede Benü Kelb kabilesinin koyunlarının tüyleri sayısınca insanları Cehennem'den kurtarır. Ancak kendisine şirk koşanların, müslümanlara karşı kin ve düşmanlık besleyenlerin, akrabaları ile münasebeti kesenlerin, gururlu ve kibirlilerin, ana-babasına asî olanların ve içki içmeye devam edenlerin yüzüne bakmaz. " (Buhârî, et-Tergîb ve't-Terhib, II, 118).

İnsanların bir sene içerisindeki rızıkları, zengin veya fakir olacakları ve ecelleri gibi mühim hususlar o gece içerisinde meleklere bildirilir. O geceyi ibâdet ve tâatla geçirmek ve nafile namaz kılmak sevaptır. Fakat o geceye mahsus belirli bir namaz şekli yoktur. Nitekim Peygamber Efendimiz bu geceyi ibadetle geçirmiş ve Allah'a şöyle dua etmiştir: "Azabından affına, gazabından rızana sığınır, senden yine sana iltica ederim. Sana gereği gibi hamdetmekten âcizim. Sen seni senâ ettiğin gibi yticesin. " (et-Tergib, II, 119, 120).

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bizlere de şöyle buyurmuştur:

"Şaban ayının yarısı (Berâet gecesi) gelince: gecesini namazla, gündüzünü oruçla geçiriniz. Cenâb-ı Allah o gece güneşin batmasıyla dünya göğüne iner ve şöyle der: Benden af dileyen yok mu; onu affedeyim. Rızık isteyen yok mu; rızık vereyim. Şifaâ dileyen yok mu;ş ifâ vereyim. "

"Allah Teâlâ Şaban'ın onbeşinci geresi (Berâet gecesi) tecelli eder ve ana-babaya asi olanlarla Allah'a ortak koşanlar dışında bütün kullarını bağışlar. " (İbn Mace, İkametü's-Salât, 191; Tirmizî, Savm, 38).


BERÂT GECESİNDE İBÂDET Bu gecede hiç olmazsa bir Tesbih namazı kılınır. Berât gecesinde “Hayır namazı” namıyla 100 rek’at bir namaz vardır ki, kılan kimse o sene ölürse, şehidlik mertebesine nâil olur. Namaza şöyle niyet edilir: “Yâ Rabbî, niyet ettim senin rızâ-i şerifin için namaza. Beni afv-ı ilâhine, feyz-i ilâhine mazhar eyle. Kasvet-i kalbten dünya ve âhiret sıkıntılarından halâs eyleyip, süedâ defterine kaydeyle.” Her rek’atte Fâtiha’dan sonra 10 İhlâs-ı şerif okunur. İki rek’atte bir selâm verilerek 100 rek’ate tamamlanır. Her rek’atte 100 İhlâs-ı şerif okumak suretiyle 10 rek’at da kılınabilir. Namazdan sonra; (Allah Teâlâ’nın “Hû” ism-i şerifinin ebced hesabına göre adedi olan) 11 şey, (Resûlüllah Efendimiz’in ismi olan “Tâhâ”nın ebced hesabıyla âdedi olan) 14 kere okunur. Bunlar; 1. İstiğfar: 14 kere, 2. Salevât-ı şerife: 14 kere, 3. Fâtiha-i şerife (Besmeleyle): 14 kere, 4. Âyetü’l-Kürsî (Besmeleyle): 14 kere, 5. Tevbe sûresinin son 2 âyeti olan “lekad câeküm...” (Besmeleyle): 14 kere, 6. 14 kere “Yâsin, Yâsin...” dedikten sonra 1 Yâsîn-i şerif (Yâsîn-i şerifte 7 zâhirî, 7 bâtınî “mübîn” vardır, böylece o da 14 olur.) 7. İhlâs-ı şerif (Besmeleyle): 14 kere, 8. Felak sûresi (Besmeleyle): 14 kere, 9. Nâs sûresi (Besmeleyle): 14 kere, 10. “Sübhânellâhi ve’l-hamdü lillâhi velâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber, Velâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azıym”: 14 kere, 11. Salavât-i şerife (Salât-ı Münciye okumak efdaldir): 14 kere okunur. Bundan sonra duâ edilir. (Duâ ve ibâdetler, Fazilet Neşriyat) Beraat gecesi,Rrabbimiz tevbe, istiğfar ederek pişmanlık duyan günahkârların cümlesini affedeceğini bildiriyor. Ancak şu sekiz sınıfın KESİN TEVBE ETMEDİKÇE bu aftan istifadelerinin olamayacağını da işaret ediyor:


1-Allah'a şirk koşanlar.

2-Ana-babalarına isyan eden, onların kablerini kırıp gönüllerini yıkanlar.

3-İçkiye devam edenler.

4-Falcılık edip gelecekten haber verenler.

5-Din kardeşine besledikleri kinden vazgeçmek istemeyenler.

6-Adam öldürmekten pişmanlık duymayanlar.

7-Nikâhsız aile ile yaşayanlar.

8-Akrabalarıyla alâkayı kesip ihmal edenler.

Şüphesiz ki bu günahların sahipleri bu gecede derin bir tevbe, istiğfarda bulunur da, kesin pişmanlık haline girerlerse ilâhi aftan müstefid olur.lar. Aftan istisna edilmelerinin sebebi kesin, bir dönüş yapmayışları, ciddi bir tevbe, istiğfar haline girmemeleridir. (Ahmed Şahin-Dualarımız)

2 Ağustos 2008 Cumartesi

Şa'banı şerif

Şaban Ayının Fazileti

İlâhî feyz ve bereketin yeryüzünü şenlendirdiği bu mübarek ay, mü'minler için en kârlı ve kazançlı fırsattır. Çünkü Şâban'ın değer ve kıymetini arttıran en önemli tarafı, diğer aylara göre (Ramazan hariç) yapılan her amelin ve ibadetin sevabının üç yüz kattan fazla oluşudur.(1)

Diğer vakitlerde kılınan bir rekât namazın sevabı on ise, Şaban ayında üç yüzden fazladır. Okunan her bir Kur'ân harfi için üç yüz Cennet meyvesi vardır.

Yine bu ihsan ve bağış ayı olan günlerde amel defterimizin sevap hanesine kaydettirdiğimiz ibadetler, her an şeytan ve nefsin fırlattığı gaflet, vesvese ve şüphe oklarına birer kalkan vazifesi görerek gerçek huzurumuzun kaynağı olur. Çünkü farkında olmadan veya bir anlık gaflet sonunda işlediğimiz hatâ ve kusurların keffareti olabilecek hasenat ve iyilikler en bereketli şekilde bu günlerde elde edilmektedir. Ayrıca bu ibadetler ileride hücumuna maruz kalabileceğimiz günahlar için de bir siper hüviyetini taşır.

Resul-i Ekrem Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam diğer aylara göre bu ayda daha çok ibadet ve taatte bulunurlardı.

"Şaban benim ayımdır."

"Şaban günahları temizleyendir" buyurarak kadrini yüceltirdi.(2)

Receb ayı geldiği zaman da "Allahım, Receb ve Şaban (ayını) bize mübarek ve bereketli kıl" buyururdu.(3)

Böylece dua ve niyazlarında bu ayların kudsiyetini dile getirmişlerdir.

Peygamberimizin Şaban ayına gösterdiği bu hürmetin bir sebebi de devamında gelecek olan Kur'ân ayı olan Ramazan'dan dolayı idi. Hz. Enes'in rivayetine göre, Peygamberimizden sual ederler:

"Ya Resulallah, Ramazan'dan başka en faziletli oruç ayı hangi aydadır?"
Bu soruya Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam,
"Ramazan'ı tazim için (Ramazan hürmetine) Şâban' da tutulan oruçtur" cevabını verirler.(4)

Basta Hz. Âişe Validemiz olmak üzere Sahabilerin beyanına göre Peygamberimiz bazan Şaban ayının tamamını, çok kere de çoğu günlerini oruçlu geçirirdi. Zaten diğer günler, bilhassa Pazartesi ve Perşembe günleri de oruçlu bulunan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselam maddî ve manevî pekçok hikmetinden dolayı oruç ibadetini sıkça yapardı.
Bu hususta Hz. Âişe'nin (r.a.) şöyle bir rivayeti vardır:

"Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam bazı aylarda çok oruç tutardı. Hattâ, biz, onu bu ayda hiç iftar etmedi sanırdık. Bazı aylarda da çok iftar ederdi. Hattâ, biz, onu bu ayda hiç oruç tutmadı derdik. Resulullahın Aleyhissalâtü Vesselam Ramazan'dan başka bir ayın orucunu tamamladığını görmedim. Şaban'daki kadar, kendisinde, çok oruçlu olduğu bir ay da görmedim"(5)

Hz. Âişe başka bir rivayetinde bu konuda şunları söyler:
"Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam senenin hiçbir ayında Şaban ayındakinden fazla oruç tutmaz ve şöyle buyururdu:
"Amellerden gücünüzün yettiğini yapın. Çünkü siz bıkmadıkça, Allah da size asla bıkmış muamelesi yapmaz. Allah yanında amelin en makbulü, kişinin az da olsa devam üzere işlediği ameldir."(6)

Yine Hz. Âişe, İbni Mâce'de geçen başka bir rivayetinde de, "O (Resul-i Ekrem) Şaban ayının tamamını oruçla geçirerek nihayet Şâban'ı Ramazan'la birleştirirdi"(7) diyerek Peygamberimizin bu ayda daha çok oruç tuttuğunu ifade etmektedir.

Bu iki rivayetten hadis âlimleri, Peygamberimizin bazı seneler Şâban'ın tamamını, bazı zamanlarda da çok günlerini oruçlu geçirdiği kanaatine varmışlardır. Zaten hadiste geçen "tamamı" mânâsına gelen "küll" kelimesi Arapçada çoğunluk mânâsında kullanılırdı.

Bir kimse bir ayın çok günlerini oruçlu geçirirse, tamamını oruçlu geçirdiği ifadesi yer alırdı.
Her iki rivayetten Şaban ayının tamamını oruçlu geçirmenin veya bir kısmında oruç tutmanın caiz olacağı hükmü çıkarılmaktadır.

Şaban ayında oruç, namaz, sadaka gibi ibadetlerin ve diğer imâni ve İslâmî hizmetlerin fazla yapılmasının bir hikmeti de, devamında gelecek olan Ramazan ayı için zihnen, bedenen ve ruhen bir hazırlık ve alışkanlığa sebep olmasıdır. Çünkü bazı insanlar, "Nasıl olsa, Ramazan gelince daha çok ibadet ederiz" diye gaflet ve tembelliğe kapılabilirler. İşte Şâban'da yapılan ibadetler bu perdeyi yırtmaktadır.

Bu hususa Peygamberimiz, Hz. Üsame bin Zeyd'in suâli üzerine işaret etmektedir. Hz. Üsame sorar:
"Yâ Resulallah, Şaban ayında tuttuğunuz kadar hiçbir ayda oruç tuttuğunuzu görmedim."
Bunun üzerine Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam şöyle buyururlar:
"Receb ve Ramazan ayları arasında şu Şaban ayında insanlar gafildir. Bu öyle bir aydır ki, ameller, Alemlerin Rabbine bu ayda yükseltilir. Ben oruçlu iken amellerimin yükseltilmesini severim."(8)

Bu mübarek günleri değerlendirerek gün ve gecelerimizi manevî yönden daha çok bereketli kılarsak, bu ayın feyzinden daha fazla istifade etmiş oluruz. Bu aylarda tutulan oruç farz ve vacip olmayıp sadece sünnettir. Peygamberimize uyarak sevap ve mükâfatına nail olmak için oruç tutmaya gayret ederiz.

Cenab-ı Hak bizleri Şaban ayının nurundan ve feyzinden en azami mertebede istifade eden kullarından eylesin. Amin.


TUTULACAK ORUÇLAR


ilk perşembe ve son perşembe orucu

Hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur

''şa'banın ilk ve son perşembesini oruçla geçireni ,rahmeti ile cennete girdirmek , Allah-u Te'ala
üzerine bir hak olur

----------------------------------------------

Başında ve sonunda 3 gün oruç

nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) in şöyle buyurdugu rivayet edilmiştir

''her kim şa'banın başında ortasında ve sonunda üç gün oruç tutarsa , Allah-u Te'ala ona yetmiş peygamber sevabı yazar

Allah-u Te'ala ' ya yetmiş sene ibadet etmiş gibi olur

o sene ölürse şehşd olarak ölür

-------------------------------------------------

eyyam-ı biyd (13. 14. 15.) gün oruçları

ali (r.a) buyurmuştur receb ayının


13. günü orucu 3 bin sene oruç gibidir

14. günü orucu 10 bin sene gibidir

15. günü orucu 13 bin seneye denktir

-------------------------------------------------------

şa'banı şerifin yarı (15 i olan beraat ) gününü orucu

resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem ) şöyle buyurdugu rivayet edilmiştir

'' cebrail'in ve ALLAH -U Te'ala ' nın meleklerinin (aleyhimüsselam)yedinci kat semadan dünya semasına inişleri şa'banın yarı gecesinde gerçekleşir.

o halde onun gününün orucuna ragbet edin.

şa'banın yarı günü , (salih) insanlar ve cinlerle ,kuşlar,yabani hayvanlar,yırdyıcı hayvanlar ,davarlar,denizlerin balıkları ve yer yüzünün böcekleri bile oruçlu geçirir

-----------------------------------------------------

son pazartesi orucu

abdullah (radıyallahuanh )dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte

resulüllah (sallallahu aleyhi ve sellem ) şöyle buyurmuştur:

''her kim şa'banın son pazertesini oruçlu geçirirse kendisi için günahları bagışlanır''


kılınacak namazlar

ilk gece namazı

12 rekat ;( 2 rekatta bir selam verilmek üzere)

biirinci rekatlar da

1 fatiha

5 ihlas

ikinci rekat ( normal şekilde )

resulüllah ( sallallahu aleyhi ve sellem )'in şöyle buyurdugu rivayet edilmiştir:

'' her kim şa'banın ilk gecesinde birinci rekatlarında bir fatiha ve beş ihla okumak suretiyle on iki rekat kılarsa

Allah-u Te'ala ona onikibin şehit sevabı verir

kendisine oniki senelik ibadet sevabı yazılır .

anasının onu dogurdugu gündeki gibi hatalarından sıyrılırve seksen güne kadar üzerine hiçbir hata yazılmaz

-----------------------------------

ilk gün namazı

2 rekat kılınıp her rekatta

1 fatiha

10 ayete'l kürsi

ve şehidallahu(al - imran suresi :18 )

-----------------------------------------------

27.gece namazı

4 rekat her rekatta

1 fatiha

1 zilzal suresi

25 ihlas suresi okunur

selamdan sonra secde yapılır ve secdede

7 fatiha birerkere ihlas , Mu'avvizeteyn (felak ve nas sureleri) okunur.

100 er kere

istigfar

salevat-ı şerife

havkale ( la havle vela kuvvete illa billah ) okunur


_________________________________

şa'ban ayında çekilecek zikir

her gün

le ilahe illalahü vela na'büdü illa iyyahü muhlisine lehuddin velev kerihel kefirun



Kaynaklar
1) Şualar, s. 416.
2) Keşfü-l Hafâ. 2:9
3) Müsned, 1:259
4) Tirmizı, Zekât: 28.
5) Buhari, Savm: 51.
6) Müslim. Sıyam: 177.
7) İbni Mâce, Savm: 4.
8) Nesei, Savm: 70.

9) şaban-ı şerif risalesi (Ahmet Mahmut ÜNLÜ )

29 Temmuz 2008 Salı

Mirac kandili


Mirac kandili

Muhterem Müslümanlar!

Allah Teâlâ, insanların arasından seçtiği peygamberlerden bir kısmına ruhanî ve manevî miraçlar ücram buyurmuştur. Hazret-i İb­rahim'e göklerin melekûtunu göstermiş, Hazret-i Musa'ya Tur-ı Sina'­da tecelli etmiştir. Bunlar birer ruhanî miraçtır.
Enbiyanın serdârı, beşeriyetin medâr-ı iftiharı bulunan Peygam­ber Efendimiz'e nasip olan İsra ve Miraç, en kâmil şekilde ve cismanî olarak vâki olmuştur.

Miraç; zaman ve mekân hudutları dışında cereyan etmiş ulvî bir tecellidir. Beşer idrakinin üstüne çıkan, sırlarla dolu bir tecellinin en müşahhas misalidir.
Miracın vukû'unda Hadîs, Tefsir, Kelâm ve Tasavvuf âlimleri it­tifak halindedirler, îzah tarzlarında göze çarpan ayrılıklar, bu ulvî hadisenin, kristalize edilmiş elmas gibi, çok yönlü esrarengiz bir vak'a olmasındandır.

Bir gece Resûlullah Efendimiz Kâbe-i Şerifin Hatim kısmında bu­lunuyordu. Cebrail aleyhisselâm gelip Peygamber Efendimiz'in göğsü­nü yardı, kalbini Zemzemle yıkadı, içine iman ve hikmet doldurdu.
Bu ameliyatın yapılmasından maksat;

Resûlullah Efendimiz'in ruhunda melekiyyet ruhunun her türlü düşünceye galip olması, kud-siyet âleminin ilhamlarına tâbi olması ve Cemâl-i îlâhî'yi seyretme­ye takat getirebilmesi idi.
Miraç, uyanık olarak şahs-ı Muhammedîleri ile Mescid-i Haram'-dan başladı. Vasıta Burak idi. Nurdan mahiyetini, ışıktan sür'atini, şimşek mânasına gelen Berk'den adını alan bu binek, katırdan kü­çükçe ve beyaz renkli idi.
Bu müstesna gecenin şerefli misafirini taşıma bahtiyarlığına erişmenin sevinci ile yerinde duramayıp şahlanan ve nazlanan Bu­rak'a Hazret-i Cebrail:

«Muhammed (s.a.v.) e böyle mi davranacaksın? Allah katında ondan daha yüksek şerefe sahip hiçbir kimse sana binmemiştir», de­yince Burak terler içinde kaldı.
Bürâka Mekke'den bindi o server, Rikâbmda yürür Namus-i Ekber.
Burak'ın gidişi, yürümekten ziyade, uçmayı andırıyordu. Yolcu­luk böyle cereyan ederken, Mekke ile Medine arasında Ezrak vadisin­den geçerken Hazret-i Musa'nın «LEBBEYK, ALLAHÜMME LEB-REYK» diyerek seniyyeden inişini, Hazret-i Davud'un şehâdet par­maklarını kulağına kaldırıp yüksek bir sesle «Lebbeyk Allâhiimme
Lebbeyk» diyerek vadiden geçişini, daha sonra Cuhfe yakınındaki HARSA seniyyesinde Hazret-i Yûnüs'ün kırmızı tüylü devesinin liften mamul yularını tutmuş, yünden cübbesine bürünmüş,

«LEBBEYK ALLÂHÜMME LEBBEYK» diyerek vadiden geçmekte olduğunu gördü. Burak, gözünün eriştiği yere ayağını basarak Kudüs'e ulaştı.
Beyt-i Makdis'e varıp, peygamberlerin bineklerini bağladıkları halkaya Burak'ı bağladı. Mescid-i Aksâ'ya girip peygamberlerin erva­hına imanı oldu. Kılınan bu namazın müezzinliğini Hazret-i Cebrail ifâ buyurdu.
İki rek'at kıldı Aksâda namaz, Öyle emretmiş idi ol bîniyaz.

Mescid-i Aksa, Hazret-i Musa'dan Hazret-i îsa'ya kadar gelip geçen bütün peygamberlerin ibacietgâhı ve vahyin indiği bir yerdir. Bu kud-sî mekân, Miraç gecesinde de yol uğrağı olmuştu. Etrafı nehirler, mey­
ve ağaçlan ve çiçeklerle, maddî ve manevî güzelliklerle bezenmiş mü­barek bir yerdir. • ,
Buraya kadar olan yolculuk, âyet-i kerime ile sabittir. İnkârı ki­şiyi dinden çıkarır. Münkirin küfrünü katmerleştirir. Cenab-ı Hak bir âyet-i kerimede şöyle buyurmaktadır:.

«Kulunu (Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellemi) bir gece Mes-cîd-i haramdan (alıp) Mescid-i Aksâya kadar götüren (Zât-ı Ecelle ve âlâ her türlü nakıslardan) münezzehtir. (O Mescid-i Aksa ki) biz onun etrafına (feyz ve) bereket verdik, (gece yolculuğunu ona (o peygambere) âyetlerimizden bazısını gösterelim diye (yaptırdık). Şüphesiz ki, o (asıl) O (her şey'i) hakkıyle işinden kemâliyle gören­dir» (1).

Aziz mü'minler!

Miraç; bu seyahatte ve geceye ismini veren ilâhi bir binektir. Ona mânevi bir asansör denilmesi de mümkündür.
Miraç, bu kudsî seyahatin ikinci vasıtasıdır. Yüceler yücesi Re-sûl-i Ekrem, İsrâ gecesi, onunla semalara yükseldi. Hazret-i Peygam­ber şöyle buyurmuştur:
«Miraç, gördüğüm şeylerin en güzelidir.»
Bu ilâhi asansörle göklere doğru seyahat ve yücelme başlamıştı. Birinci semâya varınca Hazret-i Cebrail, göğün kapısını tıklattı, içer­den:

«Kimsiniz?» denildi. «Cebrail'im.»Yanındaki kimdir?»
«Muhammed (s.a.v.) dir.»
«Ona, gelsin, diye haber gönderildi mi?»
«Evet». Bunun üzerine gök kapısı açıldı, dünya semasının üstü­ne çıktılar. Resûlullâh Efendimiz şöyle naklediyor:

«Bir de baktım ki, vazifeli bir melekle bir yerdeyim. Beraberimde yetmiş bin melek bulunmaktadır. Bunlardan her birinin emrinde d» yüz bin melek bulunmaktadır.»
Peygamber Efendimiz bu noktada, «Rabbinin ordularını kendisinden başkası bilemezn (2), mealindeki âyet-i kerimeyi okudu.
«Derken Allah'ın yarattığı hey'et içinde bir recül ile karşılaştım. Kendisine zürriyetinin ruhu arz ve takdim olunuyordu. Eğer o mü'min bir kimse ise «Hoş ruh, hoş koku. Bunun kitabım illiyinde kılın» di­yor; kâfirin ruhu takdim edildiği vakit «Habis ruh, habis koku. Bu­nun kitabını siccinde kılın» demekteydi. Hazret-i Cebrail'e:

«Bu kimdir?» dedim. Cebrail (a.s.):
«(Büyük) baban Hazret-i Âdem'dir, ona selâm ver» dedi. Kendisi­ne selâm verdim. Bana:
«Merhaba sâlih peygamber, hoş geldin iyi evlâd» diye mukabele etti.

Birinci semada; yetim malı yiyenlerin, halkın arasım açmak için gammazlık yapanların, zina edenlerin, faiz ve tefecilik yapanların, fuhuşla iştigal eden kadınların feci durumları kendisine temsilen gös­terildi.
Bundan sonra semalara seyahatin üçüncü safhası başladı. Melâi-ke-i kiramın kanatları üzerinde ikram ve ihtiramla bir yolculuk yapı­lıyordu.

İkinci gökte teyze çocukları olan Hazret-i îsa ile Hazret-i Yahya aleyhisselâmları gördü. Hazret-i îsâ, kırmızı yüzlü, orta boylu, düz saç­lı, yüzünde siyah benleri bulunan ve yüz itibariyle Urve b. Mes'ûd'a benzeyen bir zat idi.
Üçüncü semada; yüzü dolunay gibi parlayan Hazret-i Yusuf'e, dördüncü gökte Hazret-i İdris ile, beşinci semada Hazret-i Harun ile karşılaştılar.
Hazret-i Harun; ak saçlı, gür sakallı, sevimli bir zat idi
.
Altıncı gökte;
Hazret-i Musa'yı gördü, uzun boylu, esmer, kuru yapılı, kıvırcık saçlı bir zat idi.
Yedinci gökte; Hazret-i ibrahim üe görüştü. Hazret-i ibrahim, Beyt-i Mâmur'un kapısının önünde bir kürsî üzerine oturmuş haldey­di. Resûîullah Efendimiz şöyle nakletmektedir: «Bu sahibinize onun kadar benzeyen, bu sahibiniz kadar da ona benzeyen hiçbir adam gör­medim».
Bundan sonraki seyahat, Hazret-i Cebrail'in kanatlan üzerinde oldu.
Resûîullah Efendimiz buyuruyor ki:
«Sonra (Cebrail aleyhisselâm tarafından) o kadar yükseltildim ki, kaza ve kader (i yazan) kalemlerin cızırtılarını işitmeye başladım. .Bundan sonra karşıma Sidre-i Müntehâ sahası çıktı. Sidr, gökleri ve cennetleri gölgesi altına alacak kadar büyük bir ağaçtır. Yapraklan ffl kulağı gibi, meyveleri Hecir destisi büyüklüğünde idi
«Müntehâ» denilmesi, peygamberlerin ve meleklerin ilmine sınır teşkil etmesi itibariyledir. Ondan öteye hiçbir kimseye yol verilmemiş, ilmî ve manevî terakkiler, ancak oraya kadar -ulaşabilmiştir.
Cebrail'in durağıdır ol makam, Nuh felek tâ kim tutâlıdan nizam.

Resûl-i Ekrem, Hazret-i Cebrail'i bu makamda altı yüz kanadını açmış halde ve asli suretinde gördü. Bu hususta Kur'ân-ı Kerim'in beyanı şöyledir:
«Andolsun ki, onu diğer bir defa da Sidretü'l-Müntehâ'nın yamn-da gördü o ki Cennetü'l-Me'vâ onun yanındadır» (3).
Söyleşirken Cebrail ile kelâm, Geldi Refref önüne verdi selâm.
Buradan öteye, Kabe Kavseyn makamına, yolculuk Refret ile ol­du. Resûlullah Efendimiz, oradan ayrılacağı sıra, Hazret-i Cebrail'e birlikte gelmesini rica etmişti. Cebrail aleyhisselâm, «Şayet parmak ucu kadar (ileri) yanaşsam elbette yanardım» dedi.
Ger geçersem zerre denlû ilerû. Yanarım baştan ayağa ey ulu.
Bundan ötesini akıl fikir fehmedecek halde ve mecalde değildir.
Muhammed'den diğer yok dâhil olmuş Kabe Kavseyne, Kirâm-ı enbiyadan girmedi bir ferd o mabeyne.
Cenâb-ı Hakk'ın dilediği yere kadar ulaşan Peygamber Efendimiz,
Allahü Teâlâ'nm emir ve vahiylerini vasıtasız telâkki buyurdu. Elli vakit namazla emrolunur, ümmetinin buna takat getiremeyeceğini ileri sürerek indirilmesini niyazda bulunması üzerine beş vakte indi­rildi. Miraç gecesi beşe çıkarılmış oldu.

Kılanları miraç sırrına ulaştıracak, miraç hediyesi ve mü'minin miracı bulunan beş vakit namaz o gece emrolundu.

Resûlullah, miraç seyahatini tamamlayıp o gece tekrar geri dön­dü. Sabahleyin vak'ayı haber verdiği zaman Kureyş müşrikleri inkâ­ra başladılar.

Peygamber Efendimiz'in Kudüs'e gitmediğini kat'î olarak bildik­leri için Beyt-i Makdis'in nişan ve alâmetlerinden sormaya başladılar.
Peygamber Efendimiz, «Hicrin üzerinde (Beyt-i Makdis'e doğru) aya­ğa kalktım. Allah, Beyt-i Makdis'i karşımda tecelli ettiriverdi. Ben de bakarak onun nişanlarından haber veriyordum» (4), buyurdu.
Müşrikler,
Hazret-i Ebû Bekir'e geldiler ve «Bak arkadaşın neler söylüyor» deyip, duyduklarını tekrarladılar. Hazret-i Ebû Bekir, «Bu nü o söylüyorsa muhakkak doğrudur» cevabını verdi. Bu inanç ve tes­limiyetinden dolayı «Sıddiyk» lâkabını aldı.
Ne mâni kudret-i Hak'tan bu hâle, Bu dâvada yok muhale havale.

27 Haziran 2008 Cuma

ÜÇ Aylar ve Receb i- Şerif


Önümüzdeki cuma günü idrâk edeceğimiz mübârek recep ayı, Kamerî ayların yedincisidir. “Eşhuru hurum”dan olan bu ay, ŞEHRULLAH yani Allah Teâlâ’nın ayıdır. Bu aya oruçlu girmeli ve bu ayda çok iltica etmelidir.

Recep ayının 1’inci günü oruç tutanlara 3 senelik, 2’nci günü oruç tutanlara 2 senelik, 3’ncü günü oruç tutanlara ise 1 senelik nâfile oruç sevâbı verillir. Bu, hadîs-i şerîf ile sâbittir. Üç günden sonra her gününe birer ay oruç sevâbı verilir.

Bu ay Cenâb-ı Hakk’a mahsus bir ay olduğu için yalnız Zât-ı İlâhi’yi bildiren İhlâs Sûresi’ni çok okumak lâzımdır. Bilhassa bu aya hürmet olarak, ayrıca günde 11 defa İhlâs-ı Şerif okumalı, tevhid, istiğfar ve salavât-ı şerifeyi ihmâl etmemelidir.

Bu ayda 2 kandil vardır:

1. İlk cuma gecesi “Regâib Kandili”,

2. Yirmiyedinci gecesi “Mî’rac Kandili”dir.

Bu ayin birinci gecesi bir tesbih namazı kılınır. Veya Receb-i Şerif’in ilk onu zarfında bir def’aya mahsus olmak üzere kılınan on rek’at namaz da kılınabilir.

Recep ayında her gün, başında ve sonunda 7’şer Fâtiha okumak suretiyle 100 İhlâs-ı Şerif okumak da çok sevaptır. Bu ayda, mümkün olduğu kadar Hatm-i enbiyâ yapmalı ve oruç tutmalıdır. 13, 14, ve 15’inci günlerinde oruç tutanlar, bu sünnet-i seniyyeyi yerine getirdiklerinden, nice hastalıklardan sifa bulurlar

Receb’in; 1’i ile 10’u arasında, 11’i ile 20’si arasında ve 21’i ile 30’u arasında olmak üzere sadece birer defa kılınacak 10’ar rek’at Hâcet namazı vardır. Bunların her üçünün de kılınış şekli aynıdır. Yalnızca namazların sonlarında okunacak duâlarda fark vardır. Bu namazlar, akşamdan sonra da, yatsıdan sonra da kılınabilir. Fakat, cuma ve pazartesi gecelerinde ve bilhassa teheccüd vaktinde kılınması efdaldir.

Bu namaz, mü’min ile münâfığı ayırır.

Bu 30 rek’at namazı kılanlar, hidâyete ererler.

Münâfıklar bu namazı kılamazlar.

Bu namazı kılanın kalbi ölmez.

Bu 30 rek’at namaz Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz’in berberi, Selmân-ı Pâk (r.a.) hazretleri tarafından rivâyet edilmiştir.

Kılınış şekli:

Hâcet namazına şu niyetle başlanır:

“Yâ Rabbî, beni, dünyayı teşrifleriyle nûra gark ettiğin Efendimiz hürmetine, sevgili ayın Receb-i şerif hürmetine, feyz-i ilâhine, afv-ı ilâhine, rızâ-i ilâhine nâil eyle. Âbid, zâhid kulların arasına kaydeyle. Dünya ve âhiret sıkıntılarından halâs eyle. Rızâ-i şerifin için,

Allâhü Ekber.”

Her rek’atte

1 Fâtiha,

3 İhlâs-ı şerif okuyup,,

3 Kulyâ eyyühel-kâfirûn

2 rek’atte bir selâm verilir. Böylece 10 rek’at tamamlanır.

` İlk on gün içinde kılınan namazdan sonra,

11 defa

“Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh. Lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü yuhyî ve yümît. Ve hüve hayyün lâ yemûtü biyedihi’l-hayr. Ve hüve alâ külli şey’in kadîr”

okunup duâ edilir.

` İkinci on gün içinde yani Receb’in 11’i ile 20’si arasında kılınan 10 rek’atten sonra, 11 defa:

“İlâhen vâhıden ehaden sameden ferden vitren hayyen kayyûmen dâimen ebedâ”

okunup duâ edilir.

` Üçüncü on gün içinde, yani Receb’in 21’i ile 30’u arasında kılınan 10 rek’atten sonra da 11 kere:

“Allâhümme lâ mânia limâ â’tayte, velâ mû’tiye limâ menâ’te, velâ raadde limâ kadayte, velâ mübeddile limâ hakemte, velâ yenfeu ze’l-ceddi minke’l-ceddü. Sübhâne rabbiye’l-aliyyi’l-â’le’l-vehhâb. Sübhâne rabbiye’l-aliyyi’l-â’le’l-vehhâb. Sübhâne rabbiye’l-âliyyi’l-â’le’l-kerîmi’l-vehhâb. Yâ vehhâbü yâ vehhâbü yâ vehhâb”

-----------------------

Tutulacak oruçlar

Recebin ilk gününün orucu 3 seneninin günahlarını

2.gününün orucu 2 senennin günahını

3. günü 1 senenin günahını siler

her günün orucu 1 aylık bagışlanmadır


recebin ilk perşembesi orucu

Nebi ( s.a.v) rivayet edildigine göre:

bu ilk perşembesini oruçlu geçiren kimseyi cennete sokmak allah-uTe'ala hak olur

---------------------

13 14 ve 15 inde oruçlar


ali (r.a) buyurmuştur receb ayının


13. günü orucu 3 bin sene oruç gibidir

14. günü orucu 10 bin sene gibidir

15. günü orucu 13 bin seneye denktir

---------------------------

receb-i şerifin 27 günü orucu

selman-ı farisi (r.a) rivayetedilen bir hadisi şerifte resulullah (s.a.v ) şöyle buyurmuştur

recebde bir gün ve bir gece vardır ki o günü oruçlu geçirip gecesini ibadette kaim olan kişi

zaman olarak 100 seneyi oruç

100 seneyide gece ibadeti ve kıyamla geçirmiş gibi olur

o gün recebin bitmesine 3 gün kaladır muhammed (sav)o gün peygamber olarak gönderilmiştir

----------------------------

receb-i şerifin son gününü orucu

enes ibni malik (r.a )dan rivayetine göre

resulullah (s.a.v) recebin tamamını tutmayacagını söyleyen bir zata :

''ondan ilk günü ,ortasındaki günü. ve son günü tutki , o zaman muhakkaksana tamamını tutanınsevabı verilecektir buyurmuştur

okuyup duâ edilir. (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)

23 Nisan 2008 Çarşamba

Sünnet Agacı


Esselamun Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatühü

Bir ağaç; kökleri yedi kat yerin dibine inmiş, dalları yedi kat semaya yükselmiş. Gövdesi zümrüt, dalları yakut, yaprakları en pahalı kumaştan daha değerli, meyvesi som altından daha kıymetliymiş. Çöl kumuymuş altın onun yanında. Bu ağaç çölde şifa kaynağıymış; çölü şifa ve güzelliklerle donatabilecek bir güce sahipmiş.

Ağacın gıdası gövdesine, dallarına, yapraklarına oradan da meyvesine uzanıyormuş. Ağacın gıdası "kelam"mış. Öyle bir kelam ki içinde hata yokmuş. Sözlerin en güzeliymiş o kelam.

Ağaç çölün tam ortasındaymış, bütün çölü kaplıyormuş dalları. Kim bu ağaca sarılır, bu ağacı hedef ve rota tayin ederse büyük bir şifa bulurmuş. kim bu ağacı kıymetsiz zannederse çölün kumlarında çaresiz kalırmış. Bu ağaca bir kör dokunsa gözleri görmese bile görürmüş, sağır dokunsa kulakları duymasa bile duyarmış, ölümlü dokunsa ölecek bile olsa ölümsüz olurmuş. Hayallerin ve serapların olduğu bu çölde
o ağaç gerçekmiş.

Çölün kuralları hayat kurallarıymış. Ustanın biri çölden geçerken kumların içinde o ağacı görmüş ve ağacın üzerindeki kumları temizleyip ağacı ortaya çıkarmış. Ağacın ışığı öyle bir ışık ki çölü aydınlatıyormuş. Usta oradan ayrılırken ağacı emanetçilerine bırakmış ve ona çok iyi bakmalarını öğütlemiş.

Usta gittikten sonra ağaç git gide ışığını, rengini ve pek çok şifa noktasını
kaybetmeye başlamış. Emanetçiler ağacın haline üzülüp duruyorlarmış. Bir süre sonra ağacı gelen ve gelecek kervanlara aktarmak ve ağacı koruma altına almak için deftere kaydını yapmaya başlamışlar emanetçi ve hakikatin peşinde olanlar tedbir için. Ağaca düşman olanlar bakmışlar ki ağaç kayıt altında bu sefer ağacın meyvesini koparmışlar sahte meyve koymuşlar yerine, yaprağını koparmışlar sahte yaprak koymuşlar, dallarını koparmışlar sahte dal koymuşlar. Ağaç sahte bir manzaraya bürünmüş.

Zaman geçtikçe o ağacın etrafından geçen kervanlar duymayanların duyduğu, görmeyenlerin gördüğü oşifa ağacının şifasının kalmadığını görüyorlarmış; "Neden bize bir faydası yok?" , "Gerçeği ve özü nerede?" diye soruyorlarmış.

Bazı alimler, akıl sahibi insanlar şu anda bu sahte boyayla boyanan o hakikat ağacının insandan uzaklaştırılmış olan dallarını, yapraklarını, meyvelerini ararlar. Yanından geçtiğimiz yalnız bir kişinin ağlama sesi, kim bilir o ağacın hakikatini bize ulaştırmaya çalışan bir emanetçidir. Özünüz sahiplidir. Bu, hikaye veya masal değil, gerçektir.

Bu ağacın adı; "SÜNNET AĞACI" dır. Usta ise "Peygamber Efendimiz Hz. MUHAMMED MUSTAFA (S.A.V.)" dir. O her gün bu sünnet ağacına bir dal, bir yaprak ekledi; biz şifamızı, rızkımızı alalım diye. İnce ince nakış nakış işledi.

Sünnet ağacının damarlarından akan kelam "KUR'AN-I KERİM" dir. O'nun sünnetleri olmasaydı, bu ağaç dikilmeseydi bizim halimiz ne olurdu? Çölde o ağaç olmasaydı biz yolumuzu bulamazdık. Sahte dallara, yapraklara ve meyvelere bürünse de o ağaç kaybolmaz.

Hakikati arayanlardan mıyız yoksa "Hakikat nerde, nereye gömüldü?" diyenlerden miyiz? Sünnet ağacımız nerde?

Ağacın içi "Kur'an" , dışı "Sünnet" tir. O Usta gittikten sonra o ağaç damla damla erimedi mi? Nerde benim sünnet ağacım? Elimi uzattığım zaman bana şifa veren o sünnet ağacı yoksa kitapların satırlarında mı kaldı? Söyler misiniz, sünnet ağacım nerde? O ıssız çölde bana rahmet olan, güneşin yakamayacağı gölgelikler veren sünnet ağacım nerde?

Küçücük bir yavrunun annesinden ayrıldığı ve yapayalnız kaldığını düşünün. Onun telaşı nasıldır? Kendince etrafına bağırıp annesini nasıl arıyorsa biz de öyle aramalıyız sünnet ağacımızı. Doğrultumuz kaybolmuş. Kumların altında kaybolmuş o ağaç nerede?

Çöldür, yolunuzu kaybedersiniz, asıl olan seraplar içinde kendinizi kaybederseniz ne olur? Sünnet ağacını tattınız mı? Hadi kaybettik, peki ya arayamamak ne demek? Başınız öne eğildi mi; benim sünnet ağacımdan düşen dallar, yapraklar, meyveler nerde dediniz mi? Onu çıkardınız
mı çölden mutluluk için, huzur için. En azından Usta için, Yaradan için dediniz mi?

Kimi zaman hadisten, ayetten bahsediyoruz. Hayata geçirmedikten sonra ne faydası var? Sünnet ağacını biz de her mü'min gibi sonsuz bir ümit ile çıkarıp hayatımıza ve geleceğimize aktarmalıyız, nakış nakış işlemeliyiz hayatımıza. Aktarsak bile öz aktarmadıktan sonra O Usta'nın yüzüne
kıyamet gününde nasıl bakarız? Seni de tanıyamadık. Seni taklit etmeye çalıştık; ama sünnet ağacına bakmadık mı diyeceğiz acaba?

Sünnet ağacını terk edenlerin başına gelenleri Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.) söylemedi mi? " Nerde emanetim, nerede?" demeyecek mi?

İlim mü'minin kanı ve canıdır. Sünnet ağacının sırrı; o sünnet ağacı asla kaybolmadı, o, hep yerinde. Görebilene, duyabilene.

Kaf Dağı'nın arkasında olsak bile aşalım o dağları ve cılız ellerimizi uzatalım o ağaca da "Geldik Ey RESUL, geldik Ey USTA" diyelim.

Selam ve dua ile. ALLAH'A emanet olun ve O'nunla kalın.

ALLAH ( C.C ) için sevmek







Hz. Ebu Bekir r.a. Resulullah s.a.v. dedi ki: Ya Resulullah, ben üç şeyi çok seviyorum.
Peygamberimiz s.a.v. şöyle buyurdular:
‘’ O sevdiğin üç şey nedir? ‘’

• Senin
Mübarek yüzünü temaşa etmeyi,
• Senin huzurunda diz çöküp, sohbetini dinlemeyi,
• Malımı Allah ve Rasülü yolunda sarf etmeyi.

Hz. Ömer r.a., Hz. Ebû Bekir’in r.a. dediği gibi, Ey Allah’ın Resulü bende üç şeyi çok s
eviyorum:
‘’Onlar nedir? Ya Ömer buyurdular? ’’

• Hak Teâla’yı seviyorum,
• Cenab-ı Hakkın Kelamını,
• El-Emri bilmağruf venneh yi anil münker.

Sonra Hz. Osman r.a. da, üç şeyi çok seviyorum, Ya Resulullah dediler.

• Yemek yedirmeyi,
• Selam vermeyi,
• Geceleri Allah’ı anmayı, gündüzleri oruç tutmayı.

Hz. Ali r.a. da, buyurdular ki: Ey Allah’ın Resulü, bende üç şeyi çok seviyorum:

• Misafir ağırlamayı,
• Ramazan orucunu yaz ayında tutmayı,
• Müşrikleri, kılıcımla kesmeyi.

Sonra Ebû Zer r.a. şöyle dedi: Ey Allah’ın Resulü, ben üç şeyi çok seviyorum:

• Açlığı: Çünkü, Rabbimi bu hal üzere çok zikrediyorum.
• Hastalığı: Çünkü, günahlarımın affı için.
• Ölümü: Bu bir özlemdir ki, Rabbime kavuşayım.

SONRA...

Resüllullah s.a.v. Efendimiz de;
* “Bana sizin dünyanızdan üç şey sevdirildi; kadın, güzel koku ve gözümün nuru namaz.” dedi. Nesai, Ahmed b. Hanbel.

işte bize kısacık ama çok büyük bir örnek
hayatımızın her anlamında allah sevgisi ile dolmasını kim istemezki elbette herkez ister ama nefsani duygularımız bizi hep bu sevgiden uzakaştırıyor
bir türlü evimize yani kalbimizdeki o saklı hazinemizdeki sevgiyi çıkaramıyoruz çünkü dünya sevgisi sarmış dört bir yanı
bir kimse digerini çagırdıgında yada
bir sevgili arkadaşını çagırdıgında
koşarak gidilirken Allah c.c çagırdıgında
neden yapamıyoruz neden koşamıyoruz bir düşünelim ..

vakit bu vakit ALLAH c.c için sevmenin TAMvakti

15 Nisan 2008 Salı

Kutlu Doğum ve Mevlid Kandili


Hayatın gayesi, yaratılışın mânâsı silinmiş, yok olmuştu. Herşey mânâsız başıboşluk ve hüzün örtülerine bürünmüştü.

Ruhlar birşey bekliyor, bir nurun zulmet perdesini yırtmasını içten içe hissediyordu.

O vahşet devrinde kâinat ufkundan bir güneş doğdu. Bu güneş âhirzaman Peygamberi Hz. Muhammmed Aleyhissalâtü Vesselam idi. Tarihin seyrini, hayatın akışını değiştiren bu eşsiz olay, dünyayı yerinden sarsan değişimlerin en büyüğü idi.

İşte insanlığın akıl ve kalbinde düğümlenen "Necisin, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun?" sorularını, düğümlerini çözüp kâinatın Sahibini ilân ve ispat edecek bir zatın teşrifi sadece insanların ruh ve kalbinde değil, diğer varlıklarda, hattâ cansız eşyada bile yansımasını bulacaktı.

Doğudan batıya bütün âlemin nurlara büründüğü, İlâhi değişimin tecelli ettiği o gece neler oldu neler?

Yahudi ileri gelenleri ve âlimleri kitaplarında daha önce rastladıkları işaret ve müjdelerin açığa çıktığını gördüler. Kimsenin haberi olmadan en önce onlar bu müjdeyi verdiler.

O gece Yahudi âlimleri semâya bakıp "Bu yıldızın doğduğu gece Ahmed doğmuştur" dediler.(1)

Bîr Yahudi İleri geleni Mekke'de Peygamberimizin doğduğu gece, içlerinde Hişam ve Velid bin Muğire, Utbe bin Rabia gibi Kureyş ileri gelenlerinin bulunduğu bir toplantıda,
- "Bu gece sizlerden birinin çocuğu oldu mu?" diye sordu.
- "Bilmiyoruz" diye cevap verdiler.
Yahudi, "Vallahi sizin bu ihmalinizden iğreniyorum!
"Bakın, ey Kureyş topluluğu, size ne söylüyorum, iyi dinleyin. Bu gece, bu ümmetin en son peygamberi Ahmed doğdu. Eğer yanlışım varsa, Filistin'in kudsiyetini inkâr etmiş olayım. Evet, onun iki küreği arasında kırmızımtırak, üzerinde tüyler bulunan bir ben var" dedi.

Toplantıda bulunanlar Yahudinin sözünden hayrete düştüler ve dağıldılar. Her birisi evlerine döndüğünde bu durumu ev halkına anlattılar. "Bu gece Abdülmuttalib'in oğlu Abdullah'ın bir oğlu doğdu. Adını Muhammed koydular." haberini aldılar.

Ertesi gün Yahudiye vardılar:
"Bahsettiğin çocuğun bizim aramızda dünyaya geldiğini duydun mu?" dediler.
Yahudi "Onun doğumu benim size haber verdiğimden önce midir, sonra mıdır?" dedi.
Onlar, "Öncedir ve ismi Ahmed'dir" dediler. Yahudi, "Beni ona götürün" dedi.
Yahudi ile beraber kalkıp Hz. Âmine'nin evine gittiler, içeri girdiler.
Pegamberimizi Yahudinin yanına çıkardılar. Yahudi Peygamberimizin sırtındaki beni görünce, üzerine baygınlık geldi, fenalaştı. Kendine gelip ayıldığı sırada,

"Ne oldu sana, yazıklar olsun" dediler.

Yahudi, "Artık İsrailoğullarndan peygamberlik gitti. Ellerinden kitap da gitti. Artık Yahudi âlimlerinin kıymet ve itibarları da kalmadı. Araplar peygamberleriyle kurtuluşa ereceklerdir.

"Ey Kureyş topluluğu, ferahladınız mı? Vallahi size, doğudan batıya kadar ulaşacak bir güç, kuvvet ve bir üstünlük verilecektir" dedi.(2)

Kâinatın Efendisini dünyaya getiren bahtiyar annenin henüz dünyaya gelmeden görüp gördükleri çok manalıydı..

Peygamber Efendimize hamileyken rüyasında, "Sen, insanların en hayırlısına ve bu ümmetin efendisine hamile oldun. Onu dünyaya getirdiğin zaman 'Her hasetçinin şerrinden koruması için bir ve tek olana sığınırım' de, sonra ona Ahmed yahut Muhammed ismini ver."

Yine kendisinden çıkan bir nurun aydınlığında bütün doğuyu ve batiyi, Şam ve Busra saray ve çarşılarını, hattâ Busra'daki develerin uzanan boyunlarını gördüğünü Abdülmüttalib'e anlatmıştı.(3)

Aynı gece Hz. Âmine'nin yanında bulunan Osman ibn Âs'ın annesinin gördükleri de şöyle:

"O gece evin içi nurla doldu, yıldızların sanki üzerimize dökülecekmiş gibi sarktıklarını gördük."

Evet bu ulvî anı dile getiren Mevlid'in yazarı Süleyman Çelebi bütün bu hakikatleri şu beytiyle şiirleştirmiştir:

"Hem Muhammed gelmesi oldu yakin
Çok alâmetler belürdi gelmedin"

Rabiülevvel ayının 12. Pazartesi gecesi, yapılan hesaplamalara göre, Miladi takvime göre 20 Nisan'a denk gelen gece idi.

Dünyayı şereflendiren iki Cihan Serverinin üzerini o günün bir âdeti olarak bir çanakla kapattılar.

Araplara göre o zaman, gece doğan çocuğun üzerine bir çanak koymak ve gündüz olmadan ona bakmamak âdetti. Fakat bir de baktılar ki. Peygamber Efendimizin üzerine konulan çanak yarılarak ikiye ayrılmış, Efendimiz gözlerini gökyüzüne dikmiş, başparmağını emiyordu.(5)

Evet, bu işaret her türlü küfrün, zulmün, şirkin ve her türlü bâtıl inanç ve âdetlerin parçalanıp yok olması, imanın, nurun ve hidâyetin kâinatı aydınlatması için gönderilmiş bir Peygamber idi.

Aynı gece Kabe'de tapılmakta olan cansız putların çoğunun başaşağı devrildiği görüldü.

Aynı gece Kisra sarayının beşik gibi sallanıp on dört balkonunun parçalanıp yerlere düştüğü öğrenildi.

Sava'da mukaddes tanınan gölün suyunun çekilip gittiği görüldü.

Bin senedir yakılan ve söndürülmeyen mecusi ateşinin sönüverdiği müşahede edildi.

Bütün bunlar işaret ve alamettir ki, yeni dünyaya gelen zat ateşe tapmayı, puta tapmayı kaldırıp, Fars saltanatını parçalayarak Allah'ın izni olmadan kutsal tanınan şeylerin kutsallığını ortadan kaldıracaktır.(6)

İşte bu geceye Veladet-i Nebi gecesi diyor ve onun bütün kalbimizle, ruhumuzla her sene yeniden yâd edip kutluyoruz. Bütün kâinatla bu geceyi karşılayarak onun âleme teşrifine kıyam ediyoruz.
Getirdiği ebedi nura, açtığı saadet caddesine ve sünnet-i seniyyesine yeniden sımsıkı sarılmak ve Mevlid Kandilini vesile ederek ona yeniden biatimizi, bağlılığımızı tazelemek ne yüce bir şeref ve ne büyük bir saadettir.

Yüce Rabbim bizleri sevgili Resulünün şefaatine nail eylesin.

Kaynaklar:
(1)İbn-i Sa'd, Tabakat, 1:60.
(2)A.g.e, 1:162-163.
(3)Taberî Tarihi, 2:125; İbn-i Sa'd, Tabakat, 1:102.
(4)A.g.e., 1:102.
(5)İbn-i Sa'd, Tabakat, 1:102.
(6)Bediüzzaman, Mektûbat,s:161,162.



Mehmet Paksu, Mübarek Gün ve Geceler, Nesil Yayınları