Soru: Yılbaşı ve yılbaşı kutlamaları hakkında bilgi verir misiniz?
Cevab: Bismillahirrahmanirrahim.
31 Aralık Pazartesi gününü, 1 Ocak Salı gününe bağlayan gece yılbaşı gecesidir. Yılbaşı kutlamaları denilince de eski yılın sona erip yeni yıla geçildiği 31 Aralık/1 Ocak gecesi yapılan eğlence ve faaliyetler anlaşılır. Ancak yılbaşı eğlenceleri, ilk bakışta yeni yıla girişin kutlamaları gibi gözükmekle birlikte bunun hıristiyan batının noel bayramıyla da yakın ilgisi bulunmaktadır.
Hıristiyan ülkelerdeki dinden kaynaklanan bu eğlenceler, 31 Aralık günü en yüksek seviyeye ulaşır. İnsanlar adeta çılgınlaşarak kendilerinden geçerler. Kumar, içki, dans partileri düzenlerler. Kökeni itibarı ile dinsel bir tören olan noel, Yunanistan ve özellikle Hıristiyan ülkelerinde şenlikler ile kutlanırken maalesef yurdumuzda da büyük meydanlarda şenliklere dönüştürülüyor.
Halbuki, bu günde yapılan içkili, kumarlı eğlencelerin gerçek hıristiyanlıkla hiçbir alakası yoktur. Beşeriyetin ıslahı için ALLAH Teâlâ tarafından gönderilmiş ilahi bir din, tebliğcisi olan Peygamberin doğum yıldönümünün bu şekilde kutlanmasına müsaade eder mi? İçkili, kumarlı ve insanı küçük düşüren zevklerin terennüm edildiği kutlama törenleri, İlahi bir dinin esaslarıyla bağdaşabilir mi?
Biz Müslümanlar da Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin doğum yıldönümünü kutluyoruz. Amma mübarek bir gece olarak, Mevlid Kandili olarak...
Bu yüzden aslında yılbaşı ve noel’in hıristiyanlıkla da Hz. İsa (A.S.) ile de hiçbir alakası yoktur. Eğer olsa idi; yılbaşı gecelerinde kiliselerde ayinler yapılır, bu gece bir çılgınlık havası içinde değil, bir takdis havası içinde kutlanırdı. Ama gerek yurtiçinde, gerekse yurt dışında bulunan kiliselere bakıldığında bu gecenin zulmete bürünmüş ve içlerinden en küçük bir hareketin olmadığı görülecektir. Hz. İsa (A.S.) ile bu gecenin sefahatının, israfının ve çılgınlığının ne alakası olabilir ?
Hz. İsa (A.S.)ı biz de severiz. O’nun ve diğer bütün Peygamberlerin peygamberliğine inanmak İslâmiyetin iman esaslarından birisidir. Çünkü, İslâm akidesine göre:
“...ALLAH Teâlâ’nın Peygamberlerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız...”(Bak. Bakara Sûresi: 285, 136) Ancak, bir Peygambere saygı, O’nun doğum yıl dönümüne hürmet de ALLAH Teâlâ’nın emirleri ve dinî ölçüler içinde olmalıdır.
Dinimizde ise; noel ve yılbaşı kutlamalarının yeri yoktur. Bu yılbaşının biz Müslümanlar için, resmî ve milletlerarası bir takvim başlangıcı olmak ilgi ve alâkasından başka hiçbir kıymet ve değeri asla yoktur. Biz Müslümanlar için Muharrem ayının birinci gecesi: Yılbaşı gecesidir. İslâm’da yeni yıl, Muharrem ayının birinci günü ile başlar. Fakat, maalesef Müslümanların büyük bir kısmının haberi bile olmaz.
Bu bakımdan toplumumuzda ve diğer Müslüman toplumlarda “yılbaşı kutlaması” adı altında düzenlenen eğlence toplantıları ise, hiçbir kültürel ve geleneksel temele sahip değildir. Bu bakımdan hırıstıyan olmayan ülkelerde yılbaşı kutlamaları, Batı’nın körü körüne taklit edilmesinin veya hıristiyan Batı’nın kültür ihracının bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Ülkemizde öteden beri yılbaşı kutlamalarıyla ilgili olarak yapılan tenkitler ve gösterilen hassasiyet de buradan kaynaklanır.
Açıklık-saçıklık ve fuhuş: Noel ve yılbaşı gecesinde kadın-erkek açık kıyafetleriyle dans etmek, dinimizin ahlâk ve hayâ esaslarına aykırı olup haramdır. Ayrıca bu gecede eğlenmek adına yüzlerce genç kız bekâretini; hanımlar namus ve iffetini kaybediyor ve bunun dayanılmaz sonucu olarak fuhşun çirkef kollarına düşüyor. Bu tür manzaraları her yılın ilk haftasında gazete ve haber programlarından içimiz sızlayarak izliyoruz. Bu gecede; özellikle fuhuş ticareti yapanlar işbaşında oluyorlar. Kendilerine sermaye kazandırmak için kollarını sıvamış, adeta avının üzerine atlamaya hazır bir aç kurt gibi masum ve cehaletinin kurbanı hanım yavrularımızı bekliyorlar. İçki ve kumar: Bunlar, haddizatında hem dinî ve hem de millî hasletlerimizi kökten mahveden birer baş düşmanlardır. Zira içki ve kumar bütün kötülüklerin anasıdır. Yılbaşı gecesinde içki içmek ve kumar oynamak sanki bir matahmış gibi hareket etmek, o gün toplanarak içki ve sefahat âlemlerine dalmak, kumarın her çeşidiyle tam bir iflâs ve isyan bayrağı çekmek, kadınlı-erkekli, danslı-sazlı ve cazlı gayrı meşru ve gayrı-ahlâkî hareketlerle haram ve helâl demeden sermest olmak, insanlık ve Müslümanlık kurallarına sırt çevirerek bayağılaşmak ve adileşmek necib bir millete ve onun tarihine, bu vatan için canlarını feda eden atalarının ideallerine asla uygun düşmez. Müslümanların bu günkü halini şair ne güzel dile getirmiş:
Bir elde kadeh! Bir elde Kur’an!
Ne helâldır işimiz, ne de haram!
Şu yarım yamalak dünyada,
Ne tam kâfiriz, ne de tam bir Müslüman!
Müslümana:
“Sen Hıristiyan mısın?” diye sorsan darılır.
Amma yılbaşında hindi, kaz; yemesine bayılır...
Çam deviren hindici, nasıl mümin sayılır...
Bilmiyoruz çoğumuz ne edip yapıyoruz:
“Batı, Batı” diyerek, eyvah! Hep batıyoruz!
Yaklaşınca her sene, öz yurdumda yılbaşı:
Yapılır milletime Frenkçe türlü aşı!..
Buna, ağlar ağacı; hem toprağı, hem taşı:
Müslümanız (!) onlarla, Noel de yapıyoruz.
“Batı, Batı!” diyerek, eyvah! Hep batıyoruz!..
ALLAH Müslümanlara intibahlar versin! Âmin.
Bu gecede binlerce gencimizin eğlenme uğruna uyuşturucu ve içkiye müptela hale gelmeleri büyük bir faciadır. “Acaba tadı nasıl ?” merakı ile başlanan uyuşturucu ve içki belası daha sonra yuvaların yıkılmasına, insanların komaya girerek genç yaşta ölmesine kadar uzanan acı bir serüven haline geliyor. ALLAH Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Ey iman edenler! Şarap, kumar, tapmak için dikilen taşlar (putlar), fal ve şans okları ancak şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının, uzak durun ki kurtuluşa eresiniz. Şeytan, içki ve kumar yoluyla ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi, ALLAH’ı anmaktan ve namaz kılmaktan alıkoymak ister. Artık (bunlardan) vazgeçtiniz değil mi?” (Mâide sûresi:90-91)
Ayet-i kerimede zikredildiği gibi içki-kumar bütün felaketlerin başlıca sebeplerinden ve ALLAH tarafından kesin olarak haram kılınan şeylerdendir. Kumarda evini, arabasını, bütün servetini ve hatta hanımını kaybeden kumarbazları duymuşsunuzdur. Kolay kazanma duygusunun verdiği heyecanla birçok kişiler yine bu gece büyük paralar kaybederek ve bunun sonucu olarak bunalıma girerek belki de canına kıymak için intihara kalkışacaktır. Adı ne olursa olsun şans oyunu niteliğinde olan, emek veya sermaye riski taşımayan, sonunda oynayana kazanç veya zarar getiren zar, oyun kâğıtları, müşterek bahis gibi her türlü şans ve talih oyunları, büyük olsun küçük olsun hepsi kumar sayılmaktadır. Çünkü dinimize göre helâl kazancın alın terine dayanması gerekir. Böyle bir oyunu başlangıçta para koymaksızın eğlence ve vakit geçirmek için oynamak da inceliklerini öğrenerek kumara yol açacağı ve kişide kumar töhmeti doğuracağı için caiz olmaz. Binaenaleyh Müslümanların bilmeden oynadığı ve bu sebeple durmadan günaha girdiği bir takım kumarlar vardır ki, bu oyunlar bilhassa yılbaşında oynandığı için izahına gerek görülmüştür. Şöyle ki:
A- Millî ve millisiz bütün piyango biletleri, eşya piyango biletleri kumar olup bunları almak, satmak kesinlikle haramdır. Bunlardan kazanılan para da gayr-ı meşrudur, haramdır. Faiz, kumar, rüşvet, piyango v.b. haram yolla elde edilen gelirin cami, okul yapımında kullanılması veya vakıflara bağışlanması dinimize göre caiz değildir. Haram kazanç ile hayır yapılamaz. Bunların resmî kurumlar tarafından tertip ve organize edilmesi, himaye görmesi veya bir kuruluşun, herhangi bir kurumun menfaatine olması onun dinen meşru ve caiz olduğu anlamına asla gelmez. Çünkü helal ve haram kılıcı sadece ALLAH Teâlâ’dır. Bu hükmü hiçbir kimse, hiçbir kuruluş ve hiçbir merci değiştiremez. Bunu inkâr eden kâfir olur. İnkâr etmeden uymayan da günahkâr olur.
B- Spor Toto, Spor Loto da bir kumardır. At yarışları ve diğer koşular birer sportif oyun oldukları halde, bunlardan hangilerinin kazanacağına dair girişilen paralı iddialar da yine birer kumardır.
C- Oynanan tombala, fırdöndü ve her türlü kâğıt oyunları ve neyine olursa olsun, hatta ucunda bir lokumuna veya bir çayına bile olsa, kumar kokusu bulunan tüm iskambil, dama, taş ve benzeri bilumum oyunlar kumardır. Hepsi haramdır. Hatta fukaha: Çocukların ceviz, badem ve yumurta oynamalarını bile kumardan saymışlardır. (Âlûsî, Tefsir, Bakara:219; Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, 2/765)
İşte bir Müslüman, böyle küresel bir isyan topluluğu içinde asla yer almamalı, bulunmamalıdır. Müslüman, müslümanca yaşamalıdır. Onun için biz o gün, diğer günlerden daha erken yatalım, ibadetimize daha düşkün olalım! Yatsı namazını camide cemaatle kıldıktan sonra hemen yatalım, bizim ışıklar sönsün. Geceleyin teheccüd namazına kalkalım o gün, dörtte, üçte... “Ya Rabbi! Bu kâfirlerin, bu cahillerin yaptığı ile benim hiçbir alâkam yok! Ben onlara hiç razı değilim, onlar gibi de yaşamadım ya Rabbi! İçimizden bir takım beyinsizlerin işlediği günah yüzünden, batıl işleyenlerin yüzünden bizi, hepimizi helak edecek misin?” diye dua edelim! Bol bol tövbe ve istiğfar edelim. Sabah namazında mutlaka camide olmaya dikkat edelim. Onların hiç bir şeyine uymamaya gayret edelim! Kimsenin Noel ve yılbaşı gecesini kutlamayalım; eğlencelerine, davetlerine katılmayalım; bu sebeple verilen hediyelerini almayalım; içkili-kumarlı, haramlı-günahlı toplantılardan şiddetle kaçınalım; evimize o geceye mahsus çerez, meyve almayalım; o gün için hindi kesmeyelim; odalarımıza, dükkân ve mağaza vitrinlerimize çam ağacı dikmeyelim, yılbaşı süslemesi yapmayalım... Gafil ve şaşkın ahalinin ıslah olmasına dua edelim. Çocuklarımıza bu gecenin yabancı âdeti olduğunu anlatalım, müslümanca yaşamayı vasiyet edelim, abdestli olarak erkence yatalım, asla radyo ve televizyon açmayalım. (İslâmî Radyo ve Televizyon olsa bile. Çünkü bir takım sözde İslâmî Radyo ve Televizyon kanallarının ne hale düştüğünü görüyoruz. Onlar başlangıçta ne güzel şeyler söylemişlerdi. Ahlâka, fazilete, edebe, terbiyeye uygun milli ve dini yayınlar yapacaklardı. Bu maksatla ne paralar toplandı; dindar Müslüman kadınların bileziklerini, yüzüklerini, mücevherlerini bile aparttılar. Sonunda manzara ortada.) Gece sahur vakti teheccüd namazına kalkalım, ALLAH Teâlâ’nın, bizi ve evlad ü ıyalimizi, nesil ve zürriyetlerimizi; küfürden, dalâletten, gaflet ve cehaletten korumasını; kahrına, gazabına uğratmamasını; hidayet üzere yaşatıp, iman-ı kâmil ile amel-i salih üzere can teslim etmeyi nasip buyurmasını, Ümmet-i Muhammed’e umumen rahmet eylemesini can u gönülden, ihlas ve gözyaşları ile talep ve niyaz edelim. Dinimize, iman ve irfanımıza, öz kültür ve pak âdet ve ananemize sımsıkı sarılalım ki dünyada ve ahirette felah ve necat bulalım.
Hiç belli olmaz. Rabbim korusun, ya o gece bir afet, şiddetli bir deprem olursa, halimiz nice olur? Şehadetsiz, onun başında murt gideriz. İnsanlar yaptıkları ve işledikleri haramlarla, tövbe etmeden giderse, işte onlarla haşr olacaklardır. ALLAH korusun. Rabbim, Sen büyüksün! Sen yücesin! Bizi ve tüm Müslüman kardeşlerimizi uyandır, hidayet ver. Amin!
Kaynak : Mehmet Talu
22 Aralık 2008 Pazartesi
Yılbaşı, toplumsal bir isyandır
Buna tefsir diyecek miyiz?..
Tefsir, Allâh kelâmı olan Kur'an âyetlerinin açıklamasıdır. Tefsirler, Rabbimizin, biz kullarına neleri emredip neleri yasakladığının izahını yapar. Onun için tefsir çok mühim, mühim olduğu kadar da mes'ûliyetlidir. Dolayısıyla böyle hassas bir iş ancak müfessirlerle/tefsirden anlayan kimselere havale edilmeli, böyle bir işi yüklenenler de ancak tefsir yapabilecek ilme sahip olmalıdırlar.
Bu çerçeve içinde Diyanet İşleri Başkanlığı'nın ismi geçen kişilere hazırlattığı 5 ciltlik KUR'AN YOLU Türkçe Meal ve Tefsir isimli eserine baktığımızda şunu görüyoruz:
Eseri kaleme alan dört zattan hiçbiri tefsir profesörü değil. Yani ihtisası tefsir olmayanlara tefsir hazırlama vazifesi verilmiş, onlar da bu eseri 300.000 dolara hazırlamak üzere kabul etmişler.
Bu tıpkı, nasıl olsa o da doktordur diye bir cildiye doktoruna göz ameliyatı vazifesi vermek gibi. Ona böyle bir vazife veriliyor, o da bu benim işim değil demiyor. "Eh neyse..." kabilinden kabul ediveriyor.
Netice ne olur? Aşağıda okuyacağınız gibi "Yarım doktor candan, yarım hoca dinden eder" olur.
İlk cildi elimize alıyoruz. Tefsir niyetiyle okumaya başlıyoruz. Aman Allâh'ım! Tefsir değil sanki Kitab-ı Mukaddes'i, İncil ve Tevrat'ı tanıtma kitabı. "Kitab-ı Mukaddes'te şöyle deniyor, Kitab-ı Mukaddes'te böyle deniyor" diye, sadece Bakara suresinde tam 50 yerde Kitab-ı Mukaddes'e atıf yapılmış.
Eğer adına açıklama diyeceksek, bunu da şöyle açıklıyorlar:
"İslâmi inançlarla ve ilkelerle çelişmeyen ek bilgiler vermek maksadıyla Kitab-ı Mukaddes'ten de bilgiler aktardık." (Cild 1, XLIII)
Tahrif edilip Allâh'ın gönderdiği orijinal halini kaybetmiş olan bir kitabın verdiği bilgiye ne kadar güvenilir ki, okuyuculara ek bilgi vermek için Kitab-ı Mukaddes'ten yığınla bilgiler aktarıyorsunuz?
Allâh kelamı olmaktan çıkan bir kitabın, insanlar tarafından yazılan kitaplarla ne farkı kalır? Eğer, maksadınız söylediğiniz gibi "İslâmî inançlarla ve ilkelerle çelişmeyen ek bilgiler vermek" idiyse niçin sadece Kitab-ı Mukaddes'ten bilgiler aktardınız da -meselâ- doğu dinlerine ait bilgiler aktarmadınız? Muharref Tevrat ve İncillerin rüchaniyeti ne? Niçin sadece İncil ve Tevrat? Bunun bir sebebi olmalı. Ve ne?
Yazarlar heyeti aktardıkları bu bilgilerle yetinmeyip ayrıca "daha geniş bilgi için Tevrat'ın falan falan yerine bakın" diyerek okuyucuyu bir de Tevrat'a yönlendiriyor.
Neyse, Kitab-ı Mukaddes'ten aktardıkları bilgilerin, söyledikleri gibi İslâmi inançlarla çelişip çelişmediğine bakalım. Aktardıkları bilgilerden biri şöyle:
"Tevrat'ta, Yakub peygamberin Tanrı ile güreşip O'nu yendiği, bu sebeple Tanrı'nın ona İsrail adını verdiği bildirilir." (Birinci baskı, Cild 1, s: 50)
Eeee?.. Hani İslâmî inançlarla çelişmeyen bilgiler verecektiniz? Yakub peygamberin -hâşâ- tanrı ile güreşip O'nu yendiği İslâmi inançla bağdaşıyor mu? Bu inanç, İslâm'a göre insanı gömgök gâvur yapmaz mı?
Hadi bu bilgiyi verdiniz, peki sözümona tefsirinizde niçin buna dair gerekli bir izahta bulunmadınız?
Değerli okuyucular, yazarlar heyeti tarafından kaleme alınan Önsöz'de şu bilgiler veriliyor:
"Bildiğimiz kadarıyla İslâm dünyasında bir heyet tarafından yazılmış ve tamamlanmış Kur'an-ı Kerim tefsiri bulunmamaktadır. Bu açıdan bizim çalışmamızda bir ilkin gerçekleştiği söylenebilir. Ayrıca, Kur'an Yolu'nun, Din İşleri Yüksek Kurulu tarafından okunup tenkit süzgecinden geçirilmesi de esere yararlı katkılar sağlamıştır."
Aman Allâh'ım! Demek bu eser bir de Din İşleri Yüksek Kurulu tarafından okunup tenkit süzgecinden geçirilmiş. İyi ki Kurul tarafından okunmuş. Ya okunmasaydı kimbilir nasıl olacaktı?
Değerli okuyucular! Bu 5 ciltlik eserde öyle veballer işlenmiş ki, yazmakla bitecek gibi değil. Bunlardan bir misal: Şiilerde ve tabii ki İran'da, Mut'a nikahı diye bir nikâh var. Bu nikâh şöyle oluyor:
Bir kadınla bir erkek, şahit falan da olmadan belli bir para karşılığında belli bir süre için anlaşıp karı-koca hayatı yaşıyorlar. Anlaşılan süre bitince nikâh da sona eriyor...
Mut'a nikâhı işte böyle bir şey. Bu nikâh, ehl-i sünnete göre geçersiz olup yapanlar zina yapmış olurlar. 14 asırdır, hiçbir ehl-i sünnet âlimi de bunun câiz olduğunu söylememiş/yazmamıştır. Gelin görün ki, KUR'AN YOLU tefsiri bunun câiz olduğunu yazıyor. (1. baskı, Nisâ, 24. âyetin tefsirinin son paragrafı.)
Türkiye'de Türkçe olarak yayınlanmaya başlayan Newsweek dergisi, bu haftaki sayısında bu tefsirin Mut'a meselesi hakkındaki tavrını ele alıyor. Dergide, tefsir yazarlarının Mut'a konusunda birbirini tutmayan ibretlik sözleri mevcut. Ne deyip ne demeyeceklerine bile hâlâ karar verebilmiş değiller. Acı, çok acı...
17 Kasım 2008 Pazartesi
Evimdeki Namussuz!!..
Malum, bizim hayatımızda televizyonun yeri çok ayrı. İstemesen bile izlemek zorundasın.. Çünkü gazetecisin.. Her programdan, her filmden bir haber çıkarma gibi bir durumun var.
O rezil gece de bu niyetle açtım televizyonu. Evime gelen bir iki misafirimle birlikte şöyle bir göz gezdirelim istedik. Eşleri ile birlikte oturuyoruz. Kumandadaki sıralamaya göre aşağıdan yukarıya doğru ilerleyip, bize göre bir kanal bulacağız sözde..
Benim televizyonumda birinci sırada TRT var. Biraz da güvenerek açtım tabi ki.. Ne de olsa devletin kanalı..
Ama o da ne?
Daha TRT'yi açar açmaz kadınlar başını önüne eğdi. Reklamlar dönüyor. Bir telefon markasının reklamı. Erkek kadını merdiven başında kıstırmış, neredeyse ayakta götürecek. Dilleri dışarıda, hayvani bir şehvetle birbirlerine saldırıyorlar. Bir adam ise onları cep kamerası ile görüntülüyor. Reklam şöyle sona eriyor:
"Hello Moto"
Bir diğer kanala geçiyoruz. Hanımlar, ayıplı sahneyi kapattığım için başlarını kaldırıyor. Zapladığım diğer kanalda da reklam oynuyor.
Haydiiii..
Hanımların başları bir kez daha öne eğiliyor.
Bu kanalda, tüy alan bir cihazın reklamı yapılıyor ama karşımızda çırılçıplak, anadan doğma bir kadın.. Ortalıkta, iyi tüy aldığı söylenen cihaz yok. Kamera kadının çıplak tenini en mahrem yerlerine kadar yalayıp geçiyor. Kanalı değiştirinceye kadar ecel terleri döküyorum..
Önümüze çıkan üçüncü kanalda bir film var. İki adam konuşuyor. Adamlardan biri, karısı tarafından aldatılan bir koca. Diğeri ise karısının kendisini aldattığı aşığı. Aldatılan eş, karısını öldürmesi için karısının aşığına 500 bin dolar teklif ediyor. Ve bizi bu kanalı da atlamak zorunda bırakan söz: "Karınla yatmaya devam edecek miyim?"
Hanımlar bir kez daha başlarını öne eğiyor. Böyle üç beş kanal daha dolaşıyoruz ama hanımların başını kaldırmalarına neden olacak tek yayın yok. Ya reklam, ya da film..
"Yahu bari biraz müzik dinleyelim" diye bir kanal açıyoruz bu kez.. Mahsun Kırmızıgül'ün baştan sona erotik 'Sarı sarı' türküsünün sonuna yetişiyoruz. Mahsun'un önünde bir kadın yarı çıplak, orasını burasını Mahsun'un neredeyse ağzına sokarak dans ediyor. O türkü bitiyor, biraz rahat nefes alıyoruz ki, hemen devreye Serdar Ortaç'ın klibi giriyor. Klip değil, porno film demek daha doğru neredeyse. Serdar bir havuzda, bir havuz kenarında kızla sevişirken ve (tabirimi mazur görün) kızın en mahrem yerlerini ellerken görülüyor..
Hanımlar bir kez daha başlarını öne eğiyor.. Hanımlardar biri kazağındaki tüylenmeyle ilgileniyor, bir diğeri elbisesinden sarkmış ipleri çekip koparıyor.
Son bir umut başka kanal diyoruz ki, üç-beş mankenin kaçamaklarını konu edinen magazin programı çıkıyor karşımıza. Kim kiminle yattı, kim kimin sevgilisini ya da karısını baştan çıkardı muhabbeti.
Dayanamayıp kapatıyorum utanç içinde. Hanımlar başlarını kaldırıyor ama bu kez biz erkeklerin onların yüzüne bakmaya yüzü yok.. Bunlar, bizim 5 dakikada şahit olduğumuz rezillikler. Süre biraz daha uzasa neler göreceğimizi tahmin ediyorum.
“Bu adam ne çok şeyi merak ediyor” diyeceksiniz ama ben yine de merak ediyorum.
Bu televizyonların başında olup da bu yayınlara izin veren zatı muhteremlere sadece iki soru soracağım:
-Acaba, reklam, klip ya da film adı altında yayına koyduğunuz bu rezil sahnelerde ailenizden birinin oynaması için size teklif gelse ne düşünürsünüz?
-Acaba eşiyle birlikte size misafirliğe gelen bir dostunuzla, ya da aile efradınızla, mesela kızınızla TV başında otururken bu yayınları izlediğinizde ne hissediyorsunuz?
Aslında bu iki soruyu sokaktaki bir vatandaşa sorsan, gözünü kırpmadan cinayet işler. Sizlerin kanına dokunmayacağını biliyorum ama yine de sordum işte...
Benim asıl üzerinde durduğum mesele şu.
İkide bir “Türk örf ve adetlerine aykırı yayın” diye program yayını durduran RTÜK, bu rezillikleri nasıl benim örf ve adetlerime uygun görüyor? Benim ve ailemin yararlanacağı en büyük hazine olacak televizyonun, evimdeki en büyük namussuz olmasına nasıl izin veriyor? Nasıl bunların yüzüne "RTÜKürmüyor" anlamış değilim..
”O zaman sen de kullanma kardeşim!” diyebilirsiniz.
Hay hay..
Gelin bana eşlik edin, söz verin. Hep birlikte bu rezilleri ve rezilliklerini karanlığa gömelim.
Ne dersiniz?
(Süleyman Özışık, İnternet Haber)